sloganimg

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content

Ubade Bin Samit (r.a)

Ashâb-ı kiramdan olan Ubade (r.a.), ensarın önde gelenlerindendir. Künyesi Ubâde Ebû Velîd olup, Hazrec kabilesinin Avfoğulları koluna mensuptur.

Babası, Sâmit bin Kays bin Esrem bin Fihr, annesi, Kurret-ül-ayn binti Ubâde binti Nadle binti Mâlik bin Aclân’dır. Uzun adı Ubâde bin Sâmit bin Kays bin Esrem bin Fihr bin Sa’lebe bin Ganem bin Sâlim bin Avf bin Amr bin Avf bin Hazrec’dir. Medine’de 583 yılında Medine’de doğmuş, hicri 34 senesinde (MS 654) Filistin’de vefat etmiştir. Kabri Mescid-i Aksa’nın kıble tarafındaki surlarının hemen dibindeki Babür Rahme kabristanında olup, aynı mezarlıkta sahabi Şeddad bin Evs’in de kabri bulunmaktadır.  

Ubade (r.a.), Peygamber Efendimizin (sav) süt teyzesi Ümmü Harâm (r.a.) ile evlenmiş olup nikahlarını Peygamberimiz (sav) kıymıştır. . Ümmü Hâram (r.a), Hz. Osman döneminde hicri 28 yılında (MS 648-649) eşi Ubade (r.a.) ile birlikte Kıbrıs seferine katılmış ve Kıbrıs’ta attan düşürek şehit olmuştur. Ümmü Harâm’ın kabri Kıbrıs’ta Larnaka yakınlarında olup, Kıbrıslı müslümanlar Ümmü Harâm’a  “Hala Sultan” demektir.

Birinci Akabe Biat’ında (MS 621) müslüman olan on iki sahabiden biridir. Ubade Bin Samit, ikinci Akabe Biatı’nda da (MS 622) bulunmuştur. Annesi ve birçok başka sahabi de ikinci Akabe Biatı’nda müslüman olmuşlardır.

Ubade bin Samit Peygamber Efendimize (sav) biat ederken ”Ya Resulullah! Allah yolunda hiçbir kınayıcının kınaması beni yolumdan alıkoymamak üzere, sana biat ediyorum” demiştir.

Biatlarını; “Allah Teala’ya hiç bir şeyi ortak koşmamak, hırsızlık etmemek, zina yapmamak, çocukları öldürmemek, yalan söylememek, iftira etmemek ve Resûlullah’a (sav) asi olmamak” üzere yaptıklarını söyleyen Ubâde (r.a.) hayatının her safhasında verdiği bu sözlere riâyet etmiştir. Peygamberimiz (sav) buyurdu ki; “Eğer ahdinizde (sözünüzde) durursanız sizin için Cennet vardır. Eğer onlardan bir şeyi örtbas ederseniz, sizin işiniz Allahü Teâlâya âittir, dilerse azâb eder, dilerse af eder.

Hicretin ardından Resûl-i Ekrem, Ubâde ile muhacirlerden Ebû Mersed Kennâz b. Hasîn (Husayn) el-Ganevî’yi kardeş ilân etti.

Ubâde, Hz. Muhammed’in (sav) emri üzerine Abdullah b. Saîd b. Âs ve Hafsa bint Ömer gibi sahâbilerle beraber halka okuma yazma öğretti. Bedir, Uhud, Hendek gazveleriyle Hudeybiye Antlaşması’nda bulunduğu gibi Resûlullah’ın bütün gazvelerine iştirak etti. Mekke’nin fethi sırasında ensar birliğinin kumandanlığını yaptı. Asr-ı saâdet’te Kur’ân-ı Kerîm’in tamamını ezberleyen Medineli beş sahâbîden biri olan Ubâde, Ashâb-ı Suffe’den Kur’an okumayı bilmeyenlere Kur’an öğretti.

Ubade (r.a.) sevgisi, itaati, doğruluğu hep Allah içindi. Doğruyu söylemek hususunda hiç kimseden çekinmezdi, Tüm ilişkilerini Kur’an ve sünnet ekseninde şekillendirmiştir. Onun sadakat ve adaletini yaşanan şu olay güzelce özetlemektedir; “Ubâde Bin Samit (r.a.) ailesi ve mensubu olduğu Hazrec kabilesi Medine’deki Beni Kaynuka yahudileriyle yapılan eski bir anlaşmaya bağlı idiler. Resûlullah (s.a.) Medine’ye hicret edince yahudiler barış yapmış görünürler. Bedir savaşından sonra Medine’deki yahudiler fitne çıkarmaya başlarlar. Müslümanlara iftiralar atarak tehditler savururlar. Ubâde (r.a.) yahudilerin bu fitnelerini, yalan ve iftiralarını görünce onlarla ailesi arasındaki anlaşmayı bırakır ve “Ben ancak Allah’ı, onun elçisini ve mü’minleri severim”diyerek Resûlullah’a (s.a.) verdiği söze ve yaptığı biata sadakatini gösterir. Onun bu davranışı üzerine “Kim, Allah’ı, Peygamberini ve inananları dost edinirse bilsin ki, şüphesiz Allah’tan yana olanlar üstün gelirler.” (Maide:56) ayeti nazil oldu.

Ubade (r.a).Fahri Kainat (s.a.) Efendimizden 181 tane hadisi şerif rivayet etmiştir.

Hadis naklinde ise çok titizdi. Rivayetlerinde:“Resûlullah’tan (s.a.) bizzat dinledim. Resûlullah’tan (s.a.) duyduğuma şehadet ederim.” şeklinde ifadeler kullanırdı. Her hareketinde olduğu gibi özellikle hadisleri son derece itina ile naklederdi.

O, hayatını insanlara dinini öğretmekle geçirmiştir. Başka bir vazife kabul etmemiştir. Çünkü Resûl-i Ekrem (s.a.) ile aralarında geçen şu hadise ona çok tesir etmiştir. Şöyle ki:

“Resûlullah (s.a.) Ubâde Bin Sâmit’i (r.a.), zekat tahsiline göndermek üzere yola çıkınca: “Ey Velid’in babası! Allah’tan kork, Kıyamet günü boynunda bağıran deve ile veya böğüren inek, meleyen koyun ile mahşer yerine gelme” diye nasihat etmiştir. (Humeydî, II, 397).

Ubâde (r.a.): “Böyle mi olacak ya Resûlullah!” der.

Efendimiz  (sav) de: “Allah’a yemin ederim ki evet öyle olacak ey Ubâde. Ancak, Allah’ın merhamet buyurdukları müstesna’’ buyurur. Bunun üzerine Ubâde (r.a.): “Seni hak peygamber olarak gönderen Allah’a yemin ederim ki, ben de bundan böyle bu gibi işlere girmem” der.

Hz. Ömer’in hilâfeti devrinde Dımaşk Emîri Yezîd b. Ebû Süfyân halifeye bir mektup yazarak Suriye halkına Kur’ân-ı Kerîm’i ve İslâm’ı öğretecek muallimlere ihtiyaçları olduğunu bildirdi ve bu amaçla üç kişi gönderilmesini istedi. Hz. Ömer de Ubâde b. Sâmit’i Muâz b. Cebel ve Ebü’d-Derdâ ile birlikte Suriye’ye yolladı. Halifenin tavsiyesi üzerine her biri Humus’ta, Dımaşk’ta ve Filistin’de muallimlik yaptılar. Ubâde (r.a.) aynı zamanda Kudüs’ün fethinden sonra ilk kadısı oldu. ve bu görevi bir süre sürdürdü Suriye Valisi Muâviye b. Ebû Süfyân ile birlikte Bizans topraklarına gerçekleştirdikleri seferde Ubâde’nin fâiz saydığı ticarî bir meselede vali ile aralarında anlaşmazlık çıktı. Bu yüzden Ubâde (r.a.) seferin ardından Medine’ye döndü.

Halife Ömer, Ubâde (r.a.)’ya kendisi gibi insanların bulunmadığı yerlerin hayırsız topraklar sayılacağını söyleyip onu Suriye’ye dönmeye ikna etti.

Ayrıca Muâviye’ye yazdığı mektupta ihtilâf ettikleri konuda Ubâde (r.a.)’nın haklı olduğunu belirterek onun görüşünü uygulamasını istedi; kendisinin Ubâde (r.a.) üzerinde otorite kullanmaya kalkışmamasını tavsiye etti. (İbn Mâce, “Sünnet”, 2).

Ubâde b. Samit İslâm fetihlerine devam etti; daha sonra Humus’a vali tayin edildi. Bu görevde iken Lazkiye ve Cebele’yi ele geçirdi (hicri 17/ MS 638). Tartûs’un (Antartus) ve İskenderiye’nin fethinde kumandan olarak görev yaptı. Hz. Ömer’in Mısır’ın fethiyle görevlendirdiği Amr b. Âs halifeden yardımcı kuvvetler isteyince halife ona her birinin kumandasında 1000 kişi olmak üzere Ubâde b. Sâmit, Zübeyr b. Avvâm, Mikdâd b. Esved ve Mesleme b. Muhalled ile 4000 kişilik bir kuvvet gönderdi (hicri 20/ MS 641); Amr b. Âs’a yazdığı mektupta ayrıca bu dört kumandandan her birinin 1000 kişiye bedel olduğunu kaydetti.

O günlerde Mısır Valisi Mukavkıs’ın talebiyle Amr b. Âs’ın yolladığı on kişilik heyetin başkanlığını yapan Ubâde’nin heybetli görünüşü ve güzel konuşmasıyla Mukavkıs’ı etkilediği rivayet edilir. (İbn Abdülhakem, s. 74).

Ubâde b. Samit vefatından önce kölelerini, hizmetçilerini ve komşularını yanına çağırarak onlardan helâllik istedi.

Oğlu Velîd’e Allah’a ve kadere, hayır ve şerrin Allah’tan olduğuna inanmasını vasiyet etti (Müsned, V, 317; Tirmizî, “Ķader”, 17). Bu sırada, çevresinde bulunanlara bir hadisi yanlış anlaşılabileceği endişesiyle o güne kadar rivayet etmediğini, bu hadiste kelime-i şehâdet getiren kimsenin cehennemde ebedî kalmayacağının bildirildiğini söyledi. (Müslim, “Îmân”, 47).

Kudüs’ün Hz. Ömer döneminde fethinden sonra Kudüs’ün ilk kadısı olan ve adaletli davranmasıyla Kudüs’te yaşayan hristiyan ve yahudileri de olumlu yönde etkilemiş, Hz. Ömer’in adaletinin Kudüs’teki ilk uygulayıcısı olmuştur.

Ubade (r.a), iki metreden uzun boyu, geniş omuzları ile heybetli bir şahsiyet, koyu esmer tenli, güzel giyinmeyi seven biriydi. Zengin olduğu halde dünyaya rağbet etmeyip, dünyadan, dünya varlıklarından, mal mülk sevdasından yüz çeviren zahid birhayat yaşamayı tercih eder, ihtiyaç sahiplerine ve özellikle muhacirlere ikramda bulunurdu. Allah kendisinden razı olsun.

Kaynaklar:

1-Mustafa Eriş, Altınoluk Dergisi, 1994 – Mart, Sayı: 097, Sayfa: 026
2-Müsned, V, 313-330; İbn Sa‘d, eŧ-Ŧabaķāt, I, 217-223; II, 356-357; III, 546, 621; İbn Abdülhakem, Fütûĥu Mıśr (nşr. Muhammed el-Huceyrî), Beyrut 1416/1996, s. 73-80; Taberânî, el-MuǾcemü’l-evsaŧ (nşr. Târık b. Avazullah - Abdülmuhsin el-Hüseynî), Kahire 1415, VIII, 133; Humeydî, Müsned (nşr. Habîbürrahman el-A‘zamî), Beyrut, ts. (Dârü’l-kütübi’l-ilmiyye), II, 397; İbnü’l-Esîr, Üsdü’l-ġābe (Bennâ), III, 160-161; Zehebî, AǾlâmü’n-nübelâ, II, 5-11; İbn Hacer, el-İśâbe (Bicâvî), III, 624-626; a.mlf., Tehźîbü’t-Tehźîb, V, 111-112; Vehbe ez-Zuhaylî, Ubâde b. eś-Śâmit, Dımaşk 1408/1988; Abdüssettâr eş-Şeyh, Alâmü’l-ĥuffâž ve’l-muĥaddiŝîn, Dımaşk-Beyrut 1417/1997, I, 397-419.
3)Yaşar Kandemir
http://www.islamansiklopedisi.info/dia/ayrmetin.php?idno=420014

Henüz Yorum Yapılmamış