Burak Duvarı

Yahudiler ‘Süleyman Mabedi’nin kaybı sebebiyle’ ağlayarak bu duvarın önünde dua ettiklerinden, Mescidi Aksa’nın batı duvarını ‘Ağlama Duvarı’ diye adlandırmışlardır. Ancak, batı dünyasında Ağlama Duvarı-Wailing Wall olarak bilinen yerin gerçek adı Burak Duvarı olup, İslam dünyasında bu ad kullanılmaktadır. “Burak Duvarı” adı, Peygamber efendimiz Hz. Muhammed’in (sav) İsra/Miraç mucizesi esnasında “Burak” adlı bineğini bağladığı yere atfen verilmiştir.

İslami literatürdeki rivayetlerde “Burak” bineği, katırdan küçük, merkepten büyük, beyaz renkli, çarptığında ayaklarını hızlandıran, uyluğunda iki kanadı olan ve adımını gözünün gördüğü mesafenin biraz daha ilerisine atabilen bir hayvan olarak tasvir edilmiştir.

Burak duvarın ait olduğu Süleyman Mâbedi’nin (Beit ha-Mikdaş) inşasına ilk defa Hz. Süleyman tarafından saltanatının dördüncü yılında başlanmış ve yedi yıl altı ayda (yaklaşık m.ö. 967 veya 953) tamamlanmıştır.

Bâbilliler’in Kudüs’ü işgali sırasında (m.ö. 587 veya 586) yağmalanan ve yakılan mâbed, milâttan önce 537-515 yılları arasında yeniden yapılmıştır. Bu ikinci yapıya Zorobabel Mâbedi de denilmektedir. Mâbed, Kral Hirodes’in (Hérode) milâttan önce 20 yılında başlattığı çalışma ile eski ölçüleri daha da genişletilerek yeniden yaptırılmış, ancak milâttan sonra 70 yılında Kudüs’ün Romalı General Titus tarafından kuşatılması sırasında tekrar yakılıp yıkılmıştır. Ağlama duvarı, Hirodes’in yaptırdığı mâbedin çevresini kuşatan duvarın bir kısmıdır ve Kudüs’ün doğu kesiminde, Kubbetü’s-sahra’nın da bulunduğu Harem-i şerif’in batı tarafında Tyropean vadisinin kayalık tabanı üzerinde yer alır.

Tarihi kaynaklarda “Western Wall- Batı Duvarı” olarak bilinen ve Yahudilerin de “ha-Kotel ha-Ma’aravi” dedikleri bu duvar, Batı literatüründe Hristiyanlığın da tesiriyle “ağlama duvarı” (Wailing Wall) olarak adlandırılmıştır.

Ağlama duvarı yaklaşık 485 m. uzunluğundadır.

Toprak seviyesinin üstünde yirmi dört büyük taş sırası ile yer altında kalan on dokuz taş sırasından oluşur. Yüksekliği toprak seviyesinden itibaren 18 m. olup 6 metresi mâbed alanının seviyesini aşmaktadır. Taşlardan bazılarının uzunluğu 12, yüksekliği 1 m., ağırlığı ise 100 tondan fazladır. 1967 yılındaki Altı Gün Savaşı’na kadar çevresindeki yapılar sebebiyle sadece 30 metrelik kısmı ibadet için kullanılmaktaydı. Bugünkü haliyle duvarın en üstünde bulunan on bir sıra, İslâmî dönemden kalmadır. Geri kalan kısım ise Hz. Süleyman döneminden kalma olmayıp MÖ 73-4 yılları arasında yaşayan yahudi kralı Hirodes dönemi mimari özelliklerini taşımaktadır.

MS 1. yüzyıldan itibaren yahudilerin bu duvara karşı saygı duydukları, önünde ibadet ettikleri bilinmektedir.

Onlar, Kudüs’ün ve mâbedin yakılıp yıkılışını, Romalılar tarafından esir olarak başka ülkelere sürülüşlerini anmak, hâtıralarını tazeleyip kinlerini bilemek, mâbede yeniden kavuşup yahudi hâkimiyetini kurmak hayali içinde dua ve göz yaşı ile yaslarını sürdürmüşlerdir. Tevrat tefsirlerine göre bu duvar yıkılmayacak ve Rab mâbedin batı duvarını asla terketmeyecektir.

Bununla birlikte, ilk dönemlerde duvarın yanında herhangi bir ibadet yeri yapılmamış, hatta MS. 7. yüzyıla kadar yahudilerin Kudüs’e girmeleri bile yasaklanmıştı. Müslümanların idaresindeki Kudüs’te, muhtemelen tapınak alanında veya batı duvarındaki bir kapının yanında yahudilerin bir sinagogları vardı ve bu sinagog, Kudüs’ün Haçlılar tarafından zaptedildiği 1099 yılına kadar ayakta kalmıştı. 1173 yılında Kudüs’e uğrayan gezgin Benjamin de Tudèle, bütün yahudilerin dua için ağlama duvarına geldiklerini nakletmiştir.

Osmanlı padişahı Yavuz Sultan Selim’in 1517 yılında Kudüs’ü fethetmesi ve İspanya’dan kovulan yahudilerin 1492 yılından sonra Kudüs’e göçme veya burayı ziyaret etme imkânının doğmasından sonra, 1520’lere doğru, ağlama duvarı yahudiler için sürekli bir dua yeri haline gelmiştir.

 

Başta İspanya olmak üzere çeşitli Avrupa ülkelerinden kovulan yahudilere kucak açıp onları himaye eden Osmanlı Devleti, başta Kanuni Sultan Süleyman tarafından olmak üzere bu duvarı birkaç defa onarmış ve tamamen yıkılmaktan kurtarmıştır. Yahudiler, Osmanlı himayesinde yüzlerce yıl bu duvar önünde, yüzleri bu duvara dönük olarak durup dua etmişler, emellerinin tahakkuku için göz yaşı dökmüşlerdir. 16. yüzyıldan sonraki seyyahlar eserlerinde ağlama duvarından çokça bahsederler. Bu bilgilere göre, her gün ve bilhassa Kudüs Mâbedi’nin yıkılış yıl dönümü, Mısır’dan çıkış bayramı - Fısıh ve Büyük kefâret günü - Yom Kippur gibi dinî günlerde burası                                               ibadet eden yahudilerin akınına uğramaktaydı.

Duvar önünde ibadet için gelen Yahudilerin sayısının artmasından sonra yahudiler ağlama duvarı önüne sıralar, masalar koymak ve o bölgedeki evleri yıkmak istemişlerse de müslümanlar buna engel olmuşlardır.

1929 yılında ağlama duvarı sebebiyle yine müslümanlarla yahudiler arasında olaylar çıkmış, Milletler Cemiyeti tarafından kurulan bir heyet, duvarın müslümanların mülkiyetinde olduğuna, yahudilerin ise orada dua edebileceklerine karar vermiştir. 1948 yılında Kudüs’ün batı kesiminin İstail, doğu kesiminin Ürdün tarafından işgal edilmesinden sonra ise yahudilerin bu duvarı ziyaret etmeleri yasaklanmıştır. Altı Gün Savaşı’nın üçüncü gününde (7 Haziran 1967), ağlama duvarının da bulunduğu Kudüs’ün doğu yakasının İsrail’in eline geçmesi üzerine, asker sivil bütün yahudiler duvarın önünde bu hadiseyi büyük bir coşku ile kutlamışlar, 2000 yıllık İsrail rüyasının gerçekleştiğini ilân etmişlerdir.

 

Daha sonra ise duvarın bulunduğu bölgedeki Meğaribe mahallesi yıkılarak geniş bir alan açılmıştır.

Yahudiler bu duvarı Süleyman Mâbedi’nden bir kalıntı kabul ettikleri için kutsal bir mekân sayarlar. Mâbedin yıkılış yıl dönümü başta olmak üzere çeşitli vesilelerle duvar önünde ibadet eder, Kudüs’ün ve Süleyman Mâbedi’nin yıkılışını, şehir ve mâbedden uzak kalışlarını yâdederek mâbedin Hz. Süleyman tarafından yaptırıldığı gibi yeniden inşasını arzular ve bunun için dua ederler. Yahudiliğin en büyük hedefi Süleyman Mabedini yeniden inşa etmektir. Ancak Ahd-i Atîk’te nakledilen Beth ha-Mikdaş’ın eski ölçülerine göre yeniden yapılması, bugünkü Kubbetü’s-sahre’nin yıkılmasına bağlıdır.

 

KAYNAKÇA

https://islamansiklopedisi.org.tr/aglama-duvari

Derintarih Dergisi Ocak 2019 sayısı

Dergipark.gov.tr  Araştırma Makalesi /Ağlama Duvarı mı Burak Duvarı  mı /Zehra B. Güney

 

Henüz Yorum Yapılmamış