sloganimg

Generic selectors
Exact matches only
Search in title
Search in content

Nureddin Yıldız Röportajı

- Davamız Kudüs: İsra Suresi 1. ayette geçtiği üzere (Barakna Havlehu) kavramının, sadece mahsul bereketi olmadığını biliyoruz. İmani olarak düşününce bu bereket kavramını biraz açabilir miyiz? (Bu berekete sadece oraya gidenler mi dahil olur?)

- Nureddin Yıldız: Bismillahirrahmanirrahim. Bereket sözcüğü, Allah’u Teala'nın rahmet, yardım ve lütfunun orada bulunması demektir. Biz Allah bereket versin derken, Allah mübarek etsin derken; yemeğiniz artsın, paranız çoğalsın demiyoruz sadece. İnsanın bereket görmesi, sağlığının iyi olması demek, gıdasının bol olması demek, parasının işe yarıyor, yeterli oluyor olması demek, dostluklarının sürüyor olması demek. Allah’u Teala'nın lütuf ve rahmetinin bulunmasına bereket diyoruz. Allah, Mescid-i Aksa’nın etrafını bereketlendirdi derken, orada zeytin ağaçları çok zeytin veriyor, yağı da kaliteli oluyor onların diye anlayınca, dinden sadece namaz kılmayı anlamak kadar yanlış bir iş yapmış oluruz. Allah'ın Mescid-i Aksa'nın etrafını bereketlendirmesi demek; evet, zeytin ağaçlarının iyi mahsul vermesi de demek belki ama bu yüz başlıktan sadece bir tanesi olabilir. Dinin, Allah'ın adının en huzurlu yaşanacağı yer olması demek olarak da anlaşılır, on binlerce peygamberin o çevrede gelmiş, yaşamış olması olarak da anlaşılır. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin dedesi İbrahim Aleyhi selamın o çevrede olmuş olması da tabiki bir bereket çeşidi, Resulallah sallallahu aleyhi ve sellemin Miraca oradan yükselmiş olması da bir bereket çeşidi. Dolayısıyla Allah bizim için lütuf, ihsan, kerem açısından neler ifade ediyorsa, bu ifade ettiği şeylerin tamamı “Bereket” in özetidir. Bu özet olan bereketi, Allah’u Teala oraya ve çevresine indirmiştir. Cihadın orada hâlâ canlı olması, diğer bölgelerde zaafiyete uğramış olması mesela, bir bereket çeşididir. Yani, bir Müslüman nasıl “İslamiyet” deyince binlerce başlığı anlıyorsa, “Bereket” deyince de Allah'tan rahmet olarak inebilecek her şeyi anlıyor olması lazım. Sadece ben kalem satın aldım müşteri parayı verdi, Allah bereket versin dedik aramızda, dolayısıyla kalemin parası çok kazançlı olacak gibi anlarsam çok kısır bir anlayış olur. O kadar kısır olur ki gözlükle görülemeyecek kadar kısır, mikroskopla belki görülecek kadar kısır bir anlayışa girmiş oluruz.

‘’Yani, bir Müslüman nasıl “İslamiyet” deyince binlerce başlığı anlıyorsa, “Bereket” deyince de Allah'tan rahmet olarak inebilecek her şeyi anlıyor olması lazım.’’

- Davamız Kudüs: Peygamber Efendimiz (Sallallahu Aleyhi ve Sellem) Hüzün Yılında, Taif’te taşlandıktansonra bu topraklara getirilip İsra ve Miraç hadisesiyle ikramlındı. Buna binaen bizim içinde bu belde, bu asırda da her hüznün sonunda inşirah kapısı olabilir mi? O kapı hâlâ günümüz ümmetine açık mı?

1. Bir kere, Müslümanlar Resulallah sallallahu aleyhi ve sellemin Miraç'a yükseldiği yer olduğu için diye ve o Miraç'ta, ki ana gaye kalbi rahatlasın Resulallah sallallahu aleyhi ve sellem içindi diye baktılar mı Miraç'ın gayesinin sadece hüzün yılını teselli etmek olmaması bakımından hem bir yanlışa düşülmüş olur hem de Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin Miraç noktasını nostaljik, “tarihi bir muhabbetle bağlantı kurduk” düzeyine düşmüş olur hayır. Mescid-i Aksa’nın Müslümanların ilk kıblesi olması, gönlümüzün orada olması için yeterli.

2. Resulallah sallallahu aleyhi ve sellemin aracının basamağı olması, orada olmamız için yeterli.

3. Resulallah sallallahu aleyhi ve sellemin, ben buraya ilgi duyuyorum, siz de ilgi duyun anlamındaki onlarca ifadesinin bulunması gönlümüzün orada olması için yeterli.

4. Cihadın o bölgede kıyamete kadar unutulmayacağını, Fırka-i Naciye’nin orada, yani Kurtulmuş Fırka ‘nın o bölgede olmasının daha büyük ihtimal olduğunu, hilafet açısından Ümmet-i Muhammed'in tekrar dönüşün merkezinin orası olacağını ve benzeri nedenleri düşündüğümüzde, bir de küçük dip not gibi bir ilave ehli küfür ve şeytan bütün güçleriyle bu bölgeyi kuşatma altında tutmak istiyorsa eğer, bizim de muhakkak hiç bir şey yapamadığımız zaman bile, bari gönül bağı ile orayı ayakta tutmak gibi bir sevda sahibi olmamız gerekiyor. Yani, bizim bütün bu açılardan Mescid-i Aksa ile, Kudüs'le bağlantımız olmalıdır. Aksi takdirde, yani, orada zamanında bir peygamber varmış türünden bir tarih bağı ile bağlanırsak evet yine bağlanmış oluruz belki, ama bu gönül bağımız bizim için sevap kaynağına dönüşmez, bu gönül bağımız bizim neslimize taşınmaz, namazda bir sonraki kuşağa taşıdığımız gibi Kudüs'ü bir sonraki kuşağa taşıyamayız.

Bunun için orasının Mescid-i Aksa Bölgesi değil de Filistin bölgesi diye anılması, konunun Filistin halkı ile sanki bir özdeşliği varmış gibi, sanki Filistin halkını biz orada bağrımıza basıyormuş gibi tek başına algılanması, bir sonraki kuşağa yanılgı olarak gidiyor, ayrıca bunun sonucu olarak da mesela Filistinli Müslüman kardeşlerimizin olumsuz bir uygulamasını gördüğümüzde de bu bizim Mescid-i Aksa’ya olan ilgimizi de azaltıyor ise bu olmaz. Kudüs’e, Mescid-i Aksa’ya olan muhabbetimiz, Allah bizi oraya Kuran'ı ile bağladığı için, Peygamber sallallahu aleyhi ve sellemin nübüvvet tarihi orayla bağlantılı olduğu için, Hz. Muhammed Efendimiz (sav) peygamber olarak bize oranın sevgisiyle yaşamayı talimat olarak verdiği için olmalıdır. Ve ilave olarak da ehli küfür oranın Müslümanların elinde olduğu günden beri orayı ele geçirmek ve elinde tutmak istediği için, stratejik olarak bizim de muhakkak orada hiçbir şey yapamadığınız zaman bile en azından bir gönül bağımızın bulunması gerektiğini gösteriyor.

-Davamız Kudüs: Selahaddin Eyyubi, Beytülmakdis’in fethi için 8 yıla yakın Cuma namazındaki cemaati sabah namazına toplamaya niyetlenerek bunun mücadelesini veriyor. Ve diyor ki; “Ne zaman Cuma namazındaki cemaat, sabah namazında toplanırsa işte fetih o zaman olacak biiznillah...” Bizler de günümüzde yeniden bir fetih niyetiyle kendi içimizde, toplum bazında neler yapabiliriz? Fethe niyetlenenlere, bireysel planda öncelikle neleri yapmalarını önerirsiniz?

- Nureddin Yıldız: Yani, Selahaddin Eyyubi'nin rahmetullahi aleyh, 8 sene veya 18 sene sabah namazını cuma namazı gibi görmek istemesi benim için bir ölçü değil ki, benim peygamberim sallallahu aleyhi ve sellem münafıkları sabah namazında arayın diyor, ne demek bu sabah namazı kaliteli Müslüman mısın, değil misinin cevabı. Sabah namazı ile ilgin yoksa, camiye gelmiyorsan, münafık mı acaba diye bir tereddüt oluşuyor, dolayısıyla Müslümanlık kalitemiz bizim sabah namazında çok net ölçülüyor kan tahlili gibi. Kan tahlilinde kanda hangi mikroplar var görüldüğü gibi, sabah namazı da aslında bize çok şey gösteriyor. Yani, sabah namazının Müslümanlığımızı göstermesi bakımından çok büyük bir önemi var. Münafık olup olmamakla ya da münafıklık hastalığı taşıyor olup olmamakla ilgili çok önemli bir boyutu var. Selahaddin Eyyubi’ye atfedilen “Cuma namazındaki cemaat, sabah namazında toplanırsa işte fetih o zaman olacak biiznillah” sözü bu açıdan aslında çok yan örnek. Yani ona gelinceye kadar, hatta hiç sıra gelmez ona. Sabah namazını camide cemaatle kılma hususunu başardığımız zaman, önümüze bir Müslümanlık tablosu çıkıyor.

Allah'ın lütfuyla o Müslümanlıkta; Müslümanın siyasi anlayışı, Müslümanın helal ve ekonomik yaşayışı, Müslümanın aziz oluşu, yediğinin hepsini helal yiyen, siyasi varlığı olan ve Müslümanlık izzeti taşıyan, yani dik duruş sahibi olan, aç da olsa, sefil de olsa Allah’u Teala'nın dininden olduğu için, Müslüman olduğu için kendisini dünyanın en güçlü insanı gören ve bu şekilde yaşayan insan olduğumuzda, Fethe ve Kudüs'ü sahiplenmeye hazır olduk demektir.Bunu beceremediğimiz zaman, ki becerememe türlerinden biri sabah namazıdır, sabah namazını camide cemaatle kılıp, kılmama meselesidir.Selahaddin Eyyubi rahmetullahi aleyh ‘in döneminde en ölçülebilecek şey sabah namazıydı, onun dışında zaten kadın dünyası berbat değildi zaten, haram mefhumu bugünkü zebilliğe (perişanlığa) yuvarlanmamıştı. Yani Selahaddin Eyyubi nereden ölçüm yapacak? Yapsa yapsa, yapabileceği ölçüm sabah namazıdır, sabah namazı da tuttu Selahaddin Eyyubi rahmetullahi aleyhi ’de. Ama şimdi sabah namazına gidebilecek insanların, gece ikilere kadar müstehcen film seyredip, seyretmediklerini kontrol etmek gerekiyor. Onurlu İslam, onuruyla yaşayan bir aile sahip olup olmadığını da ölçmeyi gerektiriyor. Helal gıdası olmayan birisi, gıdasında üretimi açısından, gıdanın elde ediliş tarzı açısından, gıdanın içeriği açısından helallik sorunlarıyla boğuşan bir nesil, sabah namazına gelse, o nesil için Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellem buyuruyor: “Haramla büyümüş et ateşe layıktır”. Efendimiz sallallahu aleyhi ve sellemin ateşe layık gördüğü bir beden, Selahaddin Eyyubi’nin camide aradığı beden değil, dolayısıyla sabah namazı bir ölçü ama, tek başına bir ölçü değil. Selahaddin Eyyubi'nin döneminde zirve bir testti o, süper bir şekilde o testi yaptı rahmetullahi aleyh. Ama, Selahaddin Eyyubi’den bugüne geldiğimizde, 6, 7, 8 asır gibi ciddi bir zaman geçmiş. Bugüne geldiğimizde bakıyoruz ki daha namaza gitmeden önce bir abdest sorunumuz var bizim. Namaza gideceğimiz camilerimizin dolu olmasından önce, namaz ve diğer ibadetlerin gerçekten Allah için yapılıp yapılmadığı konusunda sıkıntılarımız var. Dolayısıyla, bana göre sabah namazından başlarsak, yanlış yerden başlarız. Bu nesilin daha gusüle, abdeste ilişkin ciddi bilgi eksikliği var. Çoğunluk için söylemiyorum tabiki ama camiye bile cünüp gitmiş günümüz neslinin mensuplarından, sabah namazının kalitesine ilişkin ne arayabilirsin ki?

- Davamız Kudüs: Peygamber Efendimiz (Sallâllâhu Aleyhi ve Sellem) buyurmaktadır ki; “Oraya gidemezseniz, kandillerinin yanması için yağ gönderin”. Ve devam eder, “Bunu yapan aynen oraya gitmiş gibidir “Buna binaen henüz Mescid-i Aksa'ya gidemeyen veya gitmekten mahrum olanlar için oraya tam manasıyla hizmet etmek adına neler önerirsiniz?

- Nureddin Yıldız: Şimdi, yüzeysel olarak, kâğıt üzerinde “Acaba Peygamber sallallahu ve sellem ne diyor?” diye baksak, yani Peygamber Efendimiz bu hadisini söylediği dönemlerde zeytinyağı, kandillerde yakmak için kullanılıyordu. Şimdi de “Jeneratör gönderin, jeneratörün çalışması için de petrol gönderin, mazot gönderin, elektrikleri yansın Mescid-i Aksa’nın” demektir. Selamun aleyküm bitti bu cevap. Böyle değil tabii. Efendimiz sallallahu ve sellem; oraya gitmeniz, müminler olarak orayı sahiplenmemiz gerekiyor diyor. Bu sözün başından da bu anlaşılıyor, sonrasından da başka anlamlar da söylediği sözlerden de bu anlaşılıyor. Yani, orası senin diyor, fiilen gidemiyorsan bari senin adına oraya gönderdiğin bir şey bulunsun buyuruyor. Bu sözü Resulallah sallallahu ve sellem söylediği zaman Kudüs ve civarı Medine'ye gıda gönderen bir yerdi. Buna rağmen Peygamber Efendimiz o dönemde böyle bir talimat veriyor. O zaman oraya sen ne gönderebilirsin ki? Buraya kandiller için zeytinyağı gönder, zeytinyağı gönderemiyorsan, zeytinyağının parasını gönder diyor aslında. Bütün bunlardan anlaşıldığına göre; Resulallah sallallahu aleyhi ve sellem, aslında Mescid-i Aksa diye bir derdiniz olsun demek istiyor. Bu dert, bazen seni duadan başka hiçbir şey götüremez, yani ne kendin gidebilirsin ne yağ gönderebilirsin ne de çocuğunu gönderebilirsin. Olur mu, olur.

‘’Müslümanları, Mescid-i Aksa konusunu Filistinlilerin sorunu olmaktan da öte Ümmet-i Muhammed’in tamamının sorunu ve meselesi olduğuna ikna etmemiz gerekiyor.’’

Şimdiki gibi mesela. Ama senin içinde de bir sevda, oraya ilişkin bir hasret bulunsun. Bu hasretin, bu sevdan duanın makbul olduğu bir saate rastlar, Allah’u Teala, sırf senin duanla kapıları açabilir orada. Çünkü, orada Müslümanların elinden kaybetmekten orada zor da olmaya kadar bir sürü problem Allah’ın izin vermesiyle oldu hak etmedi. Müslümanlar için sabah namazı düzeyini mesela kaybettiler. Selahaddin'den yüz sene sonra sallanmaya başladı Mescid-i Aksa, yani Müslümanlar olarak bizim herhangi bir şekilde çaresiz olmayacağımızı gösteriyor, bir çare muhakkak var. Hiçbir şeyin olmadığı yerde Kâbe değerinde bir kalbi var Müslümanın. O kalpteki heyecan, o kalpteki yalvarış yakarışlar, uykusuz kalışlar, yani dert edinmeler, bir nevi seni duaya sevk edecek, ağlayışa sevk edecek, gök kapılarını zorlayacaksın, yeni bir kuşağa dert olarak taşıyacaksın.

Böylece bu dava, bu dert nesilden nesile taşınmış, aktarılmış olacak. Mesela tıpkı bu çağda bir ev edinme, kiradan kurtulmak her Müslümanın, her insanın hayatının önemli bir konusu, dolayısıyla çocuk ilkokula giderken bile “ilerde benim evim olur mu?” diye düşünüyor. Çünkü annesini, babasını, dedesini hep öyle gördü. Sağlıklı yaşam, kanserden korkmak vb. aile bazlı konular olduğu için nesilden nesile reklamını yapmaya gerek kalmadan taşınıyor. Mescid-i Aksa’yı koruma, sağlıklı yaşama gibi bir endişeye dönüştüğünü de oranın kafirlerin elinde olması, kanser gibi bir sorun olarak ailede kaldığı sürece biiznillahi teala bu öbür kuşağa taşınacak zaten, bir dava nesilden nesile taşınabiliyorsa bu nesilde değil, ikinci nesilde değil, belki beşinci nesilde muhakkak çözülecek Allah’ın izniyle, biz böyle iman ediyoruz. Ama, bu çağda Müslümanlar şunu anladılar ki; aslında Mescid-i Aksa'ya insan lazım değil. Orada biz 3 milyonla sabah namazı kılsak da bir şey değişmiyor. Zayiatımız daha fazla artıyor. Orada Müslümanların çok büyük paralara da ihtiyacı yok. Orada zaten para tedavülüne de oradaki zalim güç izin vermiyor, paran olsa da sana evini bile restore ettirtmiyor, Mescid-i Aksa’ya bir jeneratör koydurtmuyor, dolayısıyla isteyeceğim para da sonuç olarak çok da bir işe yaramıyor. Ama şunu gördük ki; bugün dünya siyasi operasyonlarla yönetiliyor, siyasi bir demeç her şeyi değiştiriyor. Dolayısıyla Müslümanları, Mescid-i Aksa konusunu Filistinlilerin sorunu olmaktan da öte Ümmet-i Muhammed’in tamamının sorunu ve meselesi olduğuna ikna etmemiz gerekiyor. Filistin, özelinde de Kudüs konusundaki muhatabımız da filan dindeki bir millet, mesele İsrailoğulları değil, bizim İsrailoğulları ile bir derdimiz yok ki, yani Yahudilik dini ile de bir alıp verdiğimiz yok üstelik. Onlar ehli kitap olduğu için mecusilerden daha yakın duruyor bize diye inanıyoruz, hayvanı besmeleyle kestikleri için Allah Teala da onların kestiği hayvanı yiyin diyor. Dolayısıyla bizim Yahudilerle bir sorunumuz yok, ama Müslümanların burada, bahsettiğimiz bu Filistin topraklarında, Kudüs’te hakkı var ve bu 1450 senedir de Müslümanlarındır. Burası, yani Mescid-i Aksa peygamberlerin buradan Miraca çıktığı yer olduğu için tamamen ve ebediyen Müslümanlarındır. Mescid-i Aksa'nın güvenliğinin sağlanması gerektiğinden dolayı, Mescid-i Aksa’nın çevresi de Müslümanlarındır diye bir mefhumu oturtmamız lazım, bu da işte siyasi şuurdur. Gitgide Müslümanların Mescid-i Aksa üzerindeki hakimiyetlerinin, umutlarının sönmüş gibi olmasının nedeni, Mescid-i Aksa, Kudüs ve Filistin konularının siyasi olarak Müslümanların gündeminden düşüyor olmasıdır. Suudi Arabistan, mesela, bir ülke olarak Filistin davasını destekliyorum diye yıllarca lanse etmeye çalıştı, ama bunu bir din kavgasına dönüştürmesinde Filistinli Arap kardeşlerimi destekliyorum türünden bir tarz üzerinden yaptı ki, ve zaten bunun biz samimi olup olmadığı konusunda bildiğimizi biliyorduk ala külliha. Bugün Mescid-i Aksa’ya Peygamber Efendimizin (sav) ünlü hadis-i şerifine atıfla yağ göndermek yerine, günümüz koşullarında siyasetçilerimizin, ekonomistlerimizin, mal sahiplerimizin siyasi şuur kazanmaları için gerekli çalışmaları planlayıp takvimlediğimiz zaman, inanın fıçı fıçı zeytinyağı göndermekten daha değerli bir iş yapmış oluruz.

- Davamız Kudüs: Rahmetli Şeyh Ahmed Yasin bir açıklamasında Bakara suresinden yola çıkarak, zulmün bâki kalmayacağını ve yakın bir dönemde (2027 yılını zikrediyor) İsrail’in yıkılacağından bahsediyordu. Siz bu yorum hakkında ne düşünüyorsunuz?

- Nureddin Yıldız: Bu konuda, iki şeye itirazım var: Birincisi, Şeyh Ahmed Yasin rahmetullahialeyh ‘in, “2027’de İsrail yıkılacak” sözü gayba ait bir konu olduğu için, “İnşaallah 2027’de yıkılır diye anlamam lazım, yoksa bu söz doğru değil. İkincisi, 2027'ye daha 8-10 sene var, bu kadar zaman ben niye bekleyeceğim ki? İsrail’in yıkılması için 2027'ye kadar bırakın 8-10 sene beklemek, 27 dakika beklemek bile benim için bir israftır, bunu asla kabul edemem.

-Davamız Kudüs: “Kudüs Şeriatın Merkezi Olacaktır” sohbetinizde, bir sonraki başkentin Kudüs olacağını, hilafetin tekrardan Kudüs’te ihya olunacağını söylemiştiniz. Bu hadis-i şerifi biraz daha açabilir misiniz?

 - Nureddin Yıldız: Şimdi “kıyamete kadar Mescid-i Aksa'nın etrafında hiçbir şekilde cihat eksik olmayacak” sözü sallallahu aleyhi ve Sellem Efendimizin belli bir sözü bir defa. Bugünkü dünya siyasi konjonktüründe de küfür bütün varlığı ile Ortadoğu'ya, Ortadoğu'nun da ortası olan Kudüs’e yığılma yapıyor, böylece bu hadisi şerifin bir mucize olduğunu ortaya çıkarıyor. Kıyamet sahnelerinin, kıyametten önceki deccal ve benzeri fitnelerin, daha sonra Mehdi Aleyhisselama İsa aleyhisselamın gelmesinin bölgesi de orası, kıyamet öncesi olayların cereyan edeceği bölge de orası mesela. Mescid-i Aksa, Tur Dağı (Tur-i Sina) ile beraber anılmalı, çünkü Hz. İsaAleyhisselam, kıyametten önce yeryüzüne indiğinde son muvahhidlerle beraber Kudüs’ün çok az aşağısında, Gazze bölgesinin hemen altında Tur-i Sina'ya sığınacaklar. Dolayısıyla o bölge kıyamet öncesi en canlı bölge olacak. Bugün olaylar şiddetlendi ise, Suriye'de mesela şiddetlendiyse, Orta Doğu'da Fırat ve Dicle'nin arası ateş gölü gibi olduysa, sadece ve sadece Muhammed bin Abdullah sallallahu aleyhi ve sellemin Medine’de konuştuğu sözlerin mucize olduğunu gösteriyor. Peygamber efendimiz, “nehir bile ateş olacak” diyorsa, “nehir altın akacak” diyorsa yani, biraz düşünen Müslüman, Efendimizin (sav) Ortadoğu'yu yüzyıllar öncesinden nasıl tarif ettiğini gösteriyor. Biz şuna inanıyoruz, insanlık hayatı ilk Orta Doğu'da başladı, insanlığın sonu da Ortadoğu’da olacak, mahşer de Şam'dan başlayacak bir konvoyla gidecek" şeklinde hadisi şerifler var. Bu arada Mehdi Aleyhisselam, eğer Müslümanlar kıymetini bilip de hilafeti yeniden ihya edemezlerse, Mehdi Aleyhisselam geldiğinde de Kudüs'e

Henüz Yorum Yapılmamış