Yaser Arafat

0
69

 40 yıl süren bir bağımsızlık mücadelesi ve onun yılmaz bekçisi, ARAFAT.

1929’da Kahire’de doğan Yasser Arafat, 40 yıl süre ile Filistin Kurtuluş Örgütü’nün başkanlığını yaptı. Bu görevde iken, işgalci İsrail’e yıllarca süren mücadelenin içinde yer aldı ve Filistin kurtuluş hareketinin liderliğini yaptı. Arafat, 1991’de Madrid Konferansı’nda İsrail’le özerk bir anlaşma imzaladı ve İsrailli liderler, kısa bir süre sonra, başta Oslo Anlaşması (1993) ve 2000’de Camp David Zirvesi ile barışın sürmesi için çeşitli girişimlerde bulundular. Oslo Anlaşması, Arafat ve İsrail’den Yitzhak Rabin ve Şimon Peres, Nobel Barış Ödülü’nü paylaştılar, ancak anlaşma şartları hiçbir zaman uygulanmadı. Arafat, 2003 yılında Filistin Kurtuluş Örgütü (PLO-Palestine Liberation Organisation) başkanlık görevini devretti ve 11 Kasım 2004 yılında Paris’te öldü.

Kudva’ya el-Hussaeini Mohammed Abdel-Raouf (Yaser Arafat) 1929 yılı Ağustos ayında Kahire’de dünyaya geldi. Filistinin önde gelen ailelerinden olan el-Huseyni ailesinin bir ferdidir. Kudüs tarihinde önemli bir yeri olan ve Filistin Ulusal Hareketinin kurucusu olan Kudüs müftüsü Hacı Emin el-Hüseyni ile akrabalığı da söz konusudur. 1933 yılında henüz 4 yaşında iken annesini bir böbrek rahatsızlığı nedeni ile kaybeden Arafat’ı babası sık sık Kudüste bulunan dayısının yanına yollardı. Küçüklüğünü dayısının yanında geçiren Arafat, dayısının arkadaşı olan el-Hüseyni ile o günlerde tanışmış ve onun Filistin için verdiği mücadeleden çok etkilenmiştir. Osmanlı padişahı Abdulhamid’e olan hayranlığı ve bağlılığı ile tanınan Hacı Emin el-Hüseyni Kudüs’te sevilen ve sayılan bir şahsiyetti.

ARAFAT

Babasının kendilerine mesafeli durması nedeni ile babasından pek söz etmeyen Arafat 1952 yılında babasını kaybetti ve babasının cenazesine de katılmadı.

İlk Mücadele

Arafat, daha 17 yaşında iken İsrail’e karşı savaşan Filistinlilere yardım etmeye başladı. İsrail’in, Arap komşu devletlerini ağır bir yenilgiye uğrattığı 1948 Savaşı’nda, Arafat’ın Filistinli savaşçılara gizlice silah sağlamaya çalışan bir grupta çalıştığı bilinmektedir. İsrail’in savaşı kazanması ve İsrail devletinin kurulması ile sonuçlanan Nakba (Büyük Felaket)‘dan sonra 1949 yılında Teksas üniversitesinde okumak üzere vize başvurusunda bulundu. Başvurusu reddedilen Arafat, Kahire’deki I. Kral Fuat Üniversitesi’nde (Kahire üniversitesi) mühendislik eğitimi almaya başladı. Üniversite yıllarında, Filistinli Üniversiteliler Derneği’ni kurdu. Bu grup, 1956’da Süveyş Krizi’nin patlak vermesiyle birlikte İngiliz, Fransız ve İsrail güçlerine karşı savaşan Mısır cephesine birçok gönüllü göndermiştir.

1956 yılında mühendislik diplomasını aldı ve kısa bir süre Mısır’da çalıştı. Süveyş krizi patlak verince bir kez daha, Mısır ordusunun idari üsteğmenlerinden biri olarak çöllerde savaşmıştır. Daha sonra Kuveyt’e yerleşti, önce kamu işleri bölümünde çalıştı, ardından da kendi müteahhitlik firmasını kurdu. İş hayatı dışındaki tüm zamanını, Filistin kurtuluşuna katkıda bulunacak siyasi faaliyetlerde geçirdi. Bu sırada tanıştığı iki Filistinli yurtsever Salah Khalaf (Abu İyad) ve Faruk Kaddumi ile birlikte iyi bir arkadaşlık kurdu.

1958 yılında tanıştığı bu iki Filistinli yurtsever, aynı zamanda Mısır’daki Müslüman kardeşlerin üyesidir. Daha sonra Gazze’de İsrail’e karşı askeri eylemlerde bulunarak tutuklanan Halil el-Vezir (Abu Cihad) ile tanışmıştır. Bu tanışmayla birlikte Arafat ve Halil el-Vezir 1959’da İsrail’e karşı silahlı mücadeleyi savunan bir dergi yayınlamaya başlayarak, bir yer altı gizli hücre ağı olan El-Fetih’i kurdular. Bu örgüt, 1964’te kurulacak ve uzun yıllar boyunca Filistin silahlı direnişini üstlenecek Filistin Kurtuluş Örgütü’nün (FKÖ) en güçlü unsuru ve çekirdeği haline gelecekti.

O zamanlar çoğu Filistinli, Filistin’in kurtuluşunun, 1958’de Mısır ve Suriye arasında Birleşik Arap Cumhuriyeti’nin oluşturulmasının ilk adımı olan Arap Birliği neticesinde gerçekleşeceğine inanıyordu. Ancak el-Fetih, bu düşüncede olmayıp, Filistin’in kurtuluşunun öncelikli olarak Filistinlilerin işi olduğunu ve bu mücadelenin Arap rejimlerine emanet edilmemesi ya da güçlü bir Arap birlikteliği oluşuncaya kadar kurtuluş mücadelesinin ertelenmemesi gerektiğini düşünüyordu.

Ülke Siyaseti

Arafat, 1964 yılında Kuveyt’ten ayrıldı. Ürdün’den İsrail’e yönelik saldırılar organize etmeye başladı. El-Fetih, 1965 yılında İsrail’e karşı silahlı mücadelesini başlattı, ancak 1967 yılında sonra, Arap güçlerinin Altı Gün Savaşı’nda (Haziran Savaşı) İsrail tarafından yenilmesiyle, El-Fetih ve ona bağlı İsrail’e karşı çalışan gerillalar adeta yeniden güçlenerek FKÖ (Filistin Kurtuluş Örgütü)’yü oluşturmuştur. FKÖ, bağımsızlığını korumak adına Arap liderlerden para almayı reddediyordu. Arafat’ın yaptığı harekatları bağımsız tutması özellikte Hafız Esad’ı öfkelendiriyordu.

Arafat, Arap liderleri tamamen küstürmeyip onları her zaman kol mesafesinde tutmuştur. 1967 yılında Arap-İsrail savaşının ardından güçlü bir Filistin davası, Arafat’ın şahsıyla özdeşleşmiş ve sevilmeye başlamıştı. Arafat, FKÖ örgütünün lideriydi artık. Arafat, FKÖ’yü kendi askeri güçleriyle Ürdün devleti içinde adeta yeni bir devlete dönüştürdü. Ürdün Kralı Hüseyin, İsrail’e ve diğer örgütlere karşı yapılan bu gerilla saldırılarından rahatsız oldu ve sonunda FKÖ’yi ülkesinden ihraç etti. Arafat örgütün merkezini Lübnan’a taşıdı. 1973 Yom Kippur Savaşı’ndan (Ekim Savaşı) sonra silahlı mücadeleden ziyade diplomasiye ağırlık verdi.

Arafat, Filistin’in bütününün işgalci israilin elinden kurtarılması ve burada Müslümanların demokratik bir devlet kurabilmesi fikrinden uzaklaşmaya başladı. Batı Şeria ve Gazze’yi içine alan başkenti Doğu Kudüs olan bir Filistin devleti kurulması fikri ön plana çıkmaya başladı. 1973 ve 1974 yıllarındaki Arap zirvelerinde, FKÖ Filistin halkının tek meşru temsilcisi olarak kabul edildi. Kasım 1988’de Arafat, Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulunun genel oturumuna hitaben yaptığı konuşmada, FKÖ’nün terörizmden vazgeçtiğini ve “Filistin devletinin, İsrail de dahil olmak üzere, Ortadoğu ihtilafında ilgili bütün tarafların barış ve güvenlik içinde yaşama hakkını desteklediğini” belirtti. Birçok devlet tarafından Arafat, sınırları belirlenmemiş bir bağımsız Filistin Devletinin ilk Cumhurbaşkanı olarak kabul edildi.

Aynı oturumda ABD ve İsrail grubu FKÖ’nü bir terör grubu olduğunu ifade ederek herhangi bir iletişim kurmayı reddettiler. Ancak, birçok Avrupalı devlet Arafat ile ilişkileri devam ettirdi.

1990 yılında 61 yaşında olan Arafat 27 yaşındaki bir Hristiyan Filistin’li Suhā al-awīl ile evlendi.

30 Ekim 1991’de, Basra Körfezi Savaşının ardından, Filistinliler ve İsrail’i kapsayan bir barış konferansı olan Madrid Konferansı, Birleşik Devletler ve Sovyetler Birliği’nin ortak başkanlığında başladı. Ancak nihai bir anlaşmaya varılamadı.

Oslo

1993’te Oslo’da FKÖ ve israilli yetkililer arasında gizli bir müzakere kanalı oluşturuldu ve görüşmeler başladı. Görüşmeler neticesinde İsrail Başbakanı Yitzhak Rabin ile FKÖ’nün başı olarak Arafat’ın “İsrail Devleti’nin barış ve güvenlik içinde var olma hakkı” nı resmen tanındığı ve’’ Filistin özerkliği ve seçimlerine izin veren’’ maddeleri içeren Oslo Anlaşmaları imzalandı. Böylece Filistin halkı israil devleti ile müzakerelere başlama niyetini açıkça ortaya koymuş oluyordu. 13 Eylül 1993’te Arafat, Rabin ve ABD başkanı Bill Clinton , Washington DC’de Filistin Öz-Yönetiminin İlkeleri Bildirgesi’ni imzaladı.

İlkeler Bildirgesi hükümleri Kahire’deki Arafat ve Rabin tarafından imzalanan bir anlaşma ile 4 Mayıs 1995 tarihinde yürürlüğe girmiştir. Birkaç ay sonra, Eylül 1995 yılında, Rabin, Arafat ve İsrail dışişleri bakanı olan Peres’e Nobel Barış Ödülü verildi.

Temmuz 2000’de Clinton, Filistin ve İsrailli tarafları, 1978’de İsrail ile Mısır arasındaki tarihi Camp David anlaşmalarının müzakere edildiği Kuzey Maryland’deki Camp David’de bir zirve topladı. Amaç, İsrail-Filistin çatışmasına son verecek nihai bir anlaşma bulmaktı. Ancak zirve aceleyle hazırlanmıştı. Zirve, Batı Şeria ve Gazze Şeridi’nde Filistinli mültecilere dönüş hakkı, Kudüs sınırları ve Yahudi yerleşimlerinin kontrolü ve yeniden düzenlenmesi meseleleri gibi kritik, hassas ve karmaşık konuları içeriyordu. En başından beri Arafat zirveden ve zamanlamasından şüpheleniyordu ve bazı ilerlemeler kaydedilmiş olmasına rağmen, sonunda nihai bir anlaşma yapılamadı. Bu şekilde Camp David’de başarısızlıkla sonuçlanmış oluyordu.

Arafat, ABD başkanlığına George W. Bush’un seçilmesinden sonra batı ile olan diplomatik bağının çoğunu kaybetti.

Şüpheli Ölüm

Yaser Arafat, 2004 yılı Ekim ayında aniden rahatsızlandı. 1 ay sonra ise tedavi için gittiği Paris’ten ölüm haberi geldi. Arafat’ın ölümü üzerindeki şüpheler hiç eksik olmadı. El-Fetih onun ölümünden İsrail’i sorumlu tutuyordu. Temmuz 2012 yılında İsviçre’de yapılan bir araştırmada Arafat’ın kişisel eşyaları ve kıyafetinde yüksek dozda polonyum-210 izine rastlandı. Kasım 2012’de Arafat’ın mezarı açılarak otopsi yapıldı. Otopsi raporları hep çelişkilerle doluydu ve kati bir sonuç içermiyordu.

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin