Ebu Ubeyde Bin Cerrah (r.a)

0
111

Ebu Ubeyde bin Cerrah (r.a.) Hayatı

Hz. Muhammed (sav) yaşarken cennetle müjdelenen on kişiden (aşere-i mübeşşere) biri olan Hz. Ebu Ubeyde bin Cerrah (r.a.), hicretten kırk yıl önce 583 yılında doğdu. Hz. Peygamber’in onuncu dedesi olan Fihr’de Resûlullah ile soyları birleşir.  Benî Hâris kabilesinden olan, Câhiliye devrinde Mekke’de okuma yazma bilen birkaç kişiden biri olduğu için Kureyşliler kendisine değer verirdi. Hz. Ebu Ubeyde bin Cerrah (r.a.), Hz. Peygamber’in İslâm’a davete başladığı ve henüz Dârül Erkam’a girmediği günlerde Hz. Ebû Bekir vasıtasıyla müslüman oldu. İslâmiyet’in yayılması için büyük çaba gösterdi ve bu sebeple Kureyşliler’in ağır baskılarına mâruz kaldı. İşkenceler dayanılmaz hale gelince 616 yılında yapılan İkinci Habeşistan Hicreti’ne katıldı. Ancak bir müddet sonra Mekke’ye döndü. Daha sonra Medine’ye hicret etti. Hz. Peygamber, onunla Sa‘d b. Muâz arasında kardeşlik bağı (muâhât) kurdu.

Ebû Ubeyde, Medine döneminde İslâmiyet’in tebliğ edilmesinde ve idarî işlerde önemli görevler aldı. Hz. Peygamber’le birlikte bütün gazvelere iştirak etti. Bedir Gazvesi’nde mübarezeye (karşılıklı çarpışma) seçilen üç sahabeden biridir. Bu savaşta düşman saflarında bulunan babasını, özellikle kendisine hücum etmesi üzerine öldürmek zorunda kalmıştır. Bundan dolayı; babaları, oğulları, kardeşleri veya akrabaları da olsa müminlerin kâfirleri dost edinemeyeceğini belirten âyetin (el-Mücâdele 58/22) nâzil olduğu rivayet edilmektedir (Taberânî, I, 154-155). Annesi ise babasının aksine Allah’a iman edip son nefesine kadar Allah Rasûlü’ne hizmet etmiştir..

Ebû Ubeyde Uhud Gazvesi’nde de yiğitlik gösterdi. Uzun boylu, zayıf yapılı, seyrek sakallı olan Ebû Ubeyde, Uhud Gazvesi’nde Hz. Peygamber’in yüzüne batan miğfer parçasını dişleriyle çıkarırken iki ön dişi kırılmıştı.Fakat bu durum, (sahabinin, hemen hemen bütün kaynaklarda yer alan ifade ve itiraflarıyla) Ebu Ubeyde (ra)’nın güzelliğine ayrı bir güzellik katmıştır. Hz. Peygamber mütevazı, zühd ve hayâ sahibi olan Ebû Ubeyde’yi çok sever, ahlâk ve şahsiyetini de takdir ederdi. Hz. Âişe’nin rivayetine göre Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer’den sonra Resûl-i Ekrem’in en çok sevdiği kişi Ebû Ubeyde idi (Tirmizî, “Menâḳıb”, 14).

Kur’ân-ı Kerîm’i ezberleyen sahâbîlerden biri olan Ebû Ubeyde, hayatı savaşlarda geçtiği için Hz. Peygamber’den sadece on beş hadis rivayet etmiştir. Bunlardan on ikisi Ahmed b. Hanbel’in el-Müsned’inde bulunmaktadır (I, 195-196).

Mekke fethinde Hz. Peygamber’in önünde şehre girmiştir. Beytülmâlde görev yapmış; Hudeybiye Antlaşması başta olmak üzere bazı vesikalara şahit olarak adı yazılmıştır.Daha sonra Medine’ye gelen Yemenliler’e İslâmiyet’i öğretmek üzere görevlendirildi. Hz. Peygamber’le din konusunda tartışan ve Hristiyan kalıp cizye vermeyi kabul eden Necranlılar, cizye tahsili için güvenilir birinin kendileriyle gönderilmesini istedikleri zaman Resûl-i Ekrem, “Her ümmetin bir emini vardır; bu ümmetin emini de Ebû Ubeyde b. Cerrâh’tır” diyerek onu Necran’a gönderdi. Ondan sonra “Emînü’l-Ümme” lakabıyla anılan Ebû Ubeyde bu bölgedeki insanlara İslâmiyet’i de öğretti.

Hz. Peygamber’in vefatı üzerine aralarında Hz. Ebû Bekir ve Hz. Ömer’in de bulunduğu bazı sahâbîler Ebû Ubeyde (ra)’ye halife olarak biat etmek istediler. Fakat Ebû Ubeyde, bu göreve Hz. Ebû Bekir’in lâyık olduğunu söyleyerek teklifi kabul etmedi. Ayrıca, Hz. Ömer de vefatı öncesinde: “Eğer Ebu Ubeyde sağ olsaydı, devlet başkanlığına onu getirirdim.” diyerek ona olan itimatını belirtmiştir. Hz. Ebû Bekir devrinde ilk zamanlar devletin maliye işlerini de yürüten Ebu Ubeyde daha sonra Suriye bölgesine gönderilen ordulardan birine kumandan tayin edilmiştir.

Ebu Ubeyde bin Cerrah (r.a.) ve Kudüs

Kur’an-ı Kerim’de ismi doğrudan zikredilmeyen ancak müteaddid ayetlerde bereketli kılındığı ve mukaddes olarak vasıflandırıldığı anlaşılan Kudüs, Müslümanların ilk kıblesidir. Bilindiği gibi Allah Resûlü ve sahabe hicretten önce Mekke’de, hicretten sonra da 16 ay kadar Medine’de namazlarını Beytü’l-Makdis’e yönelerek kılmışlardır. Özellikle İsrâ hadisesinden sonra sahabiler, bu mukaddes beldeye yoğun ilgi göstermiş, Hz. Peygamber (as)’in vefatı sonrasında ise Kudüs’ü fethetmeyi amaçlamışlardır. Çünkü Resûlullah, vefatından hemen önce Beytü’l-Makdis’in yakında fethedileceğini müjdelemiş, hatta Şam/Filistin topraklarına gönderilmek üzere Üsâme b. Zeyd komutasında bir ordu hazırlatmıştır. Bu sebeple sahabiler Allah Resûlü’nün vefatının hemen ardından Kudüs topraklarını fethe yönelmişlerdir. Filistin bölgesinin önemli bir kısmı, Hz. Ebû Bekir döneminden itibaren Müslümanların hâkimiyetine girmiştir.

Hz. Ebû Bekir’in Filistin cephesi komutanı Amr b. el-Âs, başta Gazze ve Nablus olmak üzere birçok kenti Hristiyan Bizans’tan alarak İslam topraklarına katmış ve Kudüs yakınlarına kadar gelmiştir.

Bizans’la yapılan Ecnâdeyn (634) savaşından sonra Müslümanlara Suriye ve Filistin kapıları açılmış; Yermük (636) zaferiyle Suriye Bizans’tan alınmış ve ardından Filistin’in fethi başlamıştı. Böylece, Asurlular, Bâbilliler, Yunanlılar, Persler, Bizanslılar tarafından yüzyıllardır kana bulanmış olan barış şehri Kudüs’ün, Müslümanlar tarafından fethedilmesine yönelik şartlar da olgunlaşmıştı. Ebu Ubeyde (ra), Hz. Ebubekir’in vefatının ardından Hz. Ömer tarafından Hâlid b. Velîd’in yerine bu bölgedeki orduların başkumandanlığına getirildi.

Hz. Ebû Bekir döneminde ilk fethedilmesi gereken yerlerden biri olarak görülen Kudüs, nihayet Hz. Ömer döneminde 638 yılında (hicri 17) Ebu Ubeyde b. Cerrâh komutasındaki İslâm ordusu tarafından Bizanslılardan teslim alınmış ve İslâm topraklarına dâhil edilmiştir.

Kararlı kuşatma sebebiyle şehri teslim etmekten başka çare bulamayan Kudüslü Hıristiyanlar, Müslümanlara Suriye şehirleriyle yaptıkları anlaşmalara benzer bir anlaşmanın kendileriyle de yapılmasını teklif etmiştir. Ancak tek şartları vardır: “Şehri bizzat halifenin teslim alması.” Hz. Ömer 638 senesinde, Ebû Ubeyde’nin daveti üzerine Kudüs’e gelerek şehri, patriği Sophronius’tan teslim alarak anlaşmayı imzalamıştır. Döneminde pek çok fetih yapılmasına rağmen Hz. Ömer, Kudüs hariç başka hiçbir şehrin fethinde bizzat bulunmamıştır.Müslüman Kudüs’te, Yahudisiyle, Hristiyanıyla kentte yaşayan her dinden halk, kendilerine tanınan geniş dini özgürlüklerle varlıklarını devam ettirme imkânı bulmuş; kimliklerini de koruyabilmişlerdir. Müslümanların bu erdemli siyasetleri sayesinde şehre asırlarca barış hâkim olmuştur.

Hz. Ebu Ubeyde, fethettiği Şam ve civarının imarı ve idaresiyle meşgul olurken, veba hastalığına yakalanmış ve şehit olmuştur. Tarihe “Amvas vebası” diye geçen bu elim olayda, Ebu Ubeyde’nin yanı sıra, yüzlerce sahabînin daha vefat ettiği bilinen bir gerçektir. Hz. Ömer, o bölgede veba çıktığını duyunca Ebu Ubeyde’ye bir mektup yazmış ve “Bu mektubu alınca hemen Medine’ye gel. Seninle görüşmek istediğim bir mesele var.” demişti. Halifenin maksadını anlayan Ebu Ubeyde, ‘Arkadaşlarımdan ayrılamam.’ diyerek bu isteğe icabet etmemişti. Vefatı öncesinde Medine’den bu bölgeye kadar gelen Halife, Ebu Ubeyde’yi bölgeden çıkması için ikna etmeye çalışmış fakat başarılı olamamıştır. Bir karşılama esnasında hem bölge valisi, hem de Suriye bölgesi topraklarının fethini gerçekleştirmiş İslâm ordularının başkumandanı olan Ebu Ubeyde’nin çadırına giren Hz. Ömer, çadırda kılıç, kalkan ve mızraktan başka bir şey göremeyince, ona niçin evde kullanılabilecek eşyalar almadığını sormuş, Ebu Ubeyde de, “Ey Müminlerin Emiri! Onlar rahat ve rehavetimizi, dünyaya bağlılığımızı artırır.” diye cevap vermiştir. Gözleri yaşaran Hz. Ömer, “Ey Ebu Ubeyde, dünya herkesi değiştirdi, ama seni değiştiremedi” buyurdu. Ebu Ubeyde, vefatı öncesi insanlara hitaben,

“Ey insanlar! Bu hastalık Allah’tan size bir rahmettir. Peygamberimiz (sas)’in duasının kabulü ve sizden önceki salih kişilerin ölüm şeklidir.” demiş ve peşi sıra bu hastalıktan dolayı vefat etmek için, Allah’a dua etmiştir.

Öleceğini anlayınca, orada hazır bulunanlara bir vasiyetinin olduğunu bildirdi. Vasiyetinde buyurdu ki:
– Namazınızı kılınız! Orucunuzu tutunuz! Sadakanızı veriniz! Haccınızı yapınız! Birbirinize iyilikte bulununuz! Âlimlere ve büyüklerinize itaat ediniz! Dünyaya aldanmayınız!

Bir müddet sonra bu dua kabul olmuş ve Ebu Ubeyde elli sekiz yaşında iken vebadan ‘şehid olarak’ vefat etmiştir. Cenaze namazını, yerine vekil olarak bıraktığı, Hz. Muaz b. Cebel kıldırmıştır. Kabri şu anda Ürdün’ün Beysin bölgesinde, kendi adıyla anılan köyde bulunmaktadır. Ürdün Vakıflar Bakanlığı, kabrin yanına büyük bir külliye inşa etmektedir.

Hazret-i Ömer (r.a.) halifeliği zamanında bu evde otururlarken arkadaşlarına: “Bir şeyler isteyiniz, temenni ediniz” dedi. İçlerinden birisi: “Allah yolunda infak etmek için şu ev dolusu altınım olsun istiyorum.” dedi. Hz. Ömer: “Daha isteyin” dedi. Bir başkası: “Şu ev dolusu inci, zeberced (kıymetli bir taş) ve yakutum olsun da Allah yolunda infak edeyim, bunu istiyorum” dedi. Hz. Ömer (r.a.):

“Daha isteyin” deyince: “Bu sözleriyle Emirü’l-Müminin ne demek istiyor anlamıyoruz” dediler. Bunun üzerine Hz. Ömer (r.a.):

“Ben istiyorum ki şu ev, Ebu Ubeyde bin Cerrah gibi rical ile dolu olsun” dedi.

Son olarak Hz. Ömer (ra)’in oğlu Abdullah’ın şu ifadesiyle yazıya son verelim:

“Kureyş ricali içinde üç kişi vardır ki, yüzleri yüzlerin en güzeli, zekaları zekaların en keskini, kalpleri de kalplerin en metinidir. Bunlar, Hz. Ebu Bekir, Hz. Osman b. Affan ve Hz. Ebu Ubeyde b. Cerrah’tır.” (İbn Asakir).

 

Kaynaklar:

  1. TDV İslam Ansiklopedisi

 

  1. Sorularla İslamiyet , Dinimiz İslam
  2. Mustafa Eriş, Altınoluk Dergisi, 1991 – Mart, Sayı: 061, Sayfa: 022
  3. “Ezelden ebede kutsal şehir Kudüs.” , Lacivert Dergi , Nuh Arslantaş-Nurgül Çebi,
  4. “Ümmetin emini, güzel yüzlü Ubeyde b. Cerrah” , Baran Dergisi, M.Taha İnci
  5. Altun, İsmail, “Sahabe Gözünde Kudüs ve Mescid-i Aksâ”, ILTED, Erzurum 2017, sayı: 47, ss. 153-169

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin