Süleyman Mabedi niçin Mescid-i Aksa’da inşa edilmeye çalışılıyor?

0
346

İsrail, Mescid-i Aksa’nın sınırları içerisinde bir Süleyman Mabedi inşa etmeye çalışıyor. Mescidin etrafında sürekli yapılan kazıların ana nedeni olarak bu sebep gösteriliyor. İsrail’in Mescid-i Aksa’ya yönelik faaliyetlerini Prof. Dr. Nuh Arslantaş değerlendirdi.

Bugünkü İsrail politikalarına bakıldığında, Yahudilik inancını referans aldığı görülüyor. Mescid-i Aksa’ya yönelik faaliyetlerinin altında, burada Süleyman Mabedi’nin inşa edilmeye çalışılması yatmaktadır. Aşırıcı grupların zaman zaman Mescid-i Aksa’ya girmeleri ve grup olarak sistematik bir şekilde bu faaliyetlerini gerçekleştirmeleri, Süleyman Mabedi’ni burada kurmaya olan inançlarından kaynaklanmaktadır. Müslümanlar için büyük öneme sahip mescitler, İsrail’in işgal politikalarına alet edilmektedir.

Peki; Süleyman Mabedi nedir?

Yahudiler için Süleyman Mabedi neden önemli? Mescid-i Aksa neden hedefte?

Yahudi inancında Süleyman Mabedi

Hz. Süleyman dönemi, İsrail Krallığının en ihtişamlı dönemiydi. Hz. Süleyman Yahudilerin bugün çok sık dile getirdiği Süleyman Mabedi’ni 950-947 yılları arasında yaptırdı. Fakat bu Süleyman Mabedi, milattan önce 587 yılında Babillilerin Kudüs’ü ele geçirmesi ile yıkıldı.

Roma tarafından bölgeye atanan Kral Herod tarafından büyük bir tadilata alınan mabed, genişletildi. Etrafına koruma duvarları yapıldı. Meydana gelen Yahudi- Roma çatışmaları bölgede kanlı olaylara sahne oldu, Süleyman Mabedi tamamen yakılıp yıkıldı.

Müslümanların ilk kıblesi

Müslümanlar için Mescid-i Aksa demek ilk kıble demektir. Hz. Muhammed (s.a.v), Hz. Musa ve Hz. Zekeriya’ya namaz kıldırdıktan sonra, Burak adlı binek ile Mirac’a buradan yükseldi. Bu olay gerçekleştiğinde Kudüs henüz Müslümanlar tarafından fethedilmiş değildi. Bu olaydan sonra Müslümanlar burayı kıble kabul ederek namaz kıldı.

Kudüs’ün kapılarını Hz. Ömer açtı.

637 senesinde Kudüs’ün kapılarını Müslümanlara Hz. Ömer açtı. Kudüs’ün Roma işgali altındayken gerçekleşen bu fetih ile birlikte Yahudiler de rahat bir nefes aldı. Bugün, Mescid-i Aksa sınırları içerisinde kalan alan, Roma döneminde çöplük olarak kullanılmıştı. Hz. Ömer bu alanı temizletti. Tapınak yıkıntılarının üzerine tahta bir mescit yaptırdı. Emevi Devleti 7. Yüzyılın sonlarına doğru Mescid-i Aksa’yı yeniden, bu sefer taştan ve 3 bin kişilik olarak inşa etti. Hz. Muhammed’in Mirac’a yükselmeden önce son ayak bastığı yer olarak kabul edilen Muallak taşının üstüne Kubbetü’s-Sahra inşa edildi.

Mescit tapınak şövalyelerinin merkezi oldu.

Bu tarihten sonra da depremler bölgeye huzur vermedi. Mescid-i Aksa, dönem dönem gerçekleşen depremlerde yıkılıp yeniden yapıldı. 1099 yılında Kudüs’ü ele geçiren 1. Haçlı seferi sonrasında mescit tamamen yıkıldı. Yerine yapılan Saray, Süleyman Mabedi olarak adlandırıldı. Burası 1119 yılı itibariyle tapınak şövalyelerinin merkezi durumuna getirildi.

400 senelik Osmanlı dönemi

1187 yılında Kudüs’ü Haçlıların elinden alan Selahaddin Eyyübi Mescidi yeniden düzenledi.
Osmanlı Devleti’nin 1516 yılında Yavuz Sultan Selim ile bölgeye gelmesi ile 1918 yılına kadar Kudüs ve Mescid-i Aksa Osmanlı himayesinde kaldı.

Süleyman Mabedi’nin burada olduğuna inanıyorlar.

Bugün İsrail gerek işgal politikalarının yaygınlaştırılması gerekse işgale yönelik gelecek eleştirileri bertaraf etmek amacı ile Süleyman Mabedi’ni sıklıkla gündeme getiriyor. Yahudilerin, Müslümanlara ait olan Harem-i Şerif’in bulunduğu yerde Hz. Süleyman Mabedi’ni inşa etmeye çalıştıkları sıklıkla dillendiriliyor.
Yahudi inancına göre bu mabedin lokasyonu, aşağı yukarı Kubbetü’s-Sahra’nın bulunduğu yerdir. Prof. Dr. Nuh Arslantaş’ın Süleyman Mabedi’ne yönelik değerlendirmeleri şöyle;

Mabed’den günümüze kalan yalnızca bir duvardır.

Arslantaş, Mabed’ten günümüze sadece bahçe duvarının kaldığını söyledi. Burası, Müslümanların “Burak Duvarı”dır. (Batılıların “Ağlama Duvarı”, Yahudilerin ise “Duvar” anlamında “ha-Kotel” olarak adlandırdıkları) Bu duvar Kral Herod zamanından kalmış olduğunu belirten Arslantaş, bu duvarın Mabed’le tek alakasının, bahçe duvarı olması olduğunu söyledi.

Kral Herod aslında Araptır.

Arslantaş, Kral Herod’un aslında Yahudiler tarafından sevilen bir kral olmadığını, Roma işbirlikçisi olduğunu söyledi. Sevilmemesinin bir sebebinin de melez olmasından kaynaklandığını, annesinin Arap olduğunu belirtti. Yahudi geleneğinde soyun anneden geldiğini belirten Arslantaş:
“Herod’u Arap kabul etmek gerekecektir. Bu durumda mabedi yeniden inşa edenin Arap olduğunu söylemek herhalde yanlış olmayacaktır.” dedi.

Osmanlılar açığa çıkardı.

Arslantaş, Burak Duvarı’nın (ha-Kotel) Osmanlı dönemine kadar çok ön plana çıkan bir mekân olmadığını söyledi. Yahudilerin burada rahat bir şekilde dua etmelerine, Kanuni Sultan Süleyman’ın müsaade ettiğini belirtti.

Aşırı dinci sivil örgütler Müslüman mekânlarına el koyuyor.

“Şu anda İsrail’de özellikle aşırı dinci ve milliyetçi Yahudilerin kurduğu bazı sivil örgütler var. Ha-LİBA adlı örgüt ile Kudüs’te Araplara ait yerlerin Yahudileştirilmesine yönelik faaliyetler yürüten “EL’AD” (El ‘İr David) bunlardan bazılarıdır. Bunlar Müslümanların kutsal mekânlarına el konmasını ve yıkılmasını savunan örgütlerdir.
Duvarın bulunduğu alanda Mağribliler Mahallesi vardı. 1967’de işgalden sonra içinde birkaç tekke, cami ve medrese bulunan bu mahalle İsrail tarafından tamamen ortadan kaldırıldı. Kudüs’ün Haçlıların elinden alınmasına gönüllü katılan Mağribli mücahitlerin mahallesiydi burası.”

“Küçük bir deprem yeter”

Arkeolojik kazılar bahane edilerek Mescid-i Aksa’nın altının boşaltıldığını belirten Arslantaş:

“Okumak isteyenler, Başbakanlığımız tarafından oluşturulan teknik bir heyetin Haziran 2007’de hazırladığı ayrıntılı rapora bakabilir. İsrail’in planlı art niyetinin resmî ve somut bir belgesi olan bu rapor, Mescid-i Aksa’yı nasıl büyük bir tehlikenin beklediğini açıkça ortaya koymaktadır.” dedi.

Filistin’in deprem kuşağında, “Ölüdeniz Fayı”nda bulunan bir bölge olduğunu belirten Arslantaş:

“Mevcut durumda küçük çaplı deprem etkinliklerinin yaşandığı, aktif fayların bulunduğu bir yerde, Allah korusun, şiddetli bir deprem olması durumunda Müslümanların alanda bulunan mabetlerinin yıkılacağı kesin. Bunu tahmin etmek için fütürist olmak gerekmiyor.” dedi.

Baskı politikası ikna ediyor.

En kötü senaryonun gerçekleşip buraların yıkılması durumunda, İsrail’in oyalama politikası ile mabetlerin tamirine ve inşasına müsaade etmeyeceğini, aşırı dincilerin baskısı ile bu alana Yahudi Mabedi’nin inşa edileceğini belirtti.
Şimdilik gündemde Harem-i Şerif’in ikiye bölünüp, bir kısmının dinci Yahudilere tahsis edilmesinin gündemde olduğunu belirtti. İsrail’de bu çılgın fikirlerin, oy kaygısıyla sağcı ve dinci partilerden, milletvekillerinden hatta bakanlardan destek görmekte olduğunun altını çizdi.

Kudüs ve kutsal mekanlar meselesinin, sadece Filistinlilerin meselesi olmadığını belirten Arslantaş, buraların Mekke ve Medine’yle birlikte bütün Müslümanların kutsal yeri olduğunu vurguladı.

Bu meselenin bütün İslam dünyasını ilgilendirdiğini, Kudüs’te yaşanan her olayın hem dünyada hem de Müslüman kamuoylarında yankı uyandırmasının temelinde bu anlayış olduğunu belirtti.

Adil ve barışçıl bir çözüm olmadıkça da bu kısır döngünün süreceğini; tüm dünyada ses getirmeye devam edeceğini ifade etti.

Arslantaş son olarak:

“Bana sorarsanız, büyük kıyameti hızlandıracak küçük kıyamet Kudüs nedeniyle kopacaktır.” dedi.

Kaynak: THMhaber.com

Editör notu: Müslümanlar olarak Kudüs hususunda tavrımız nettir. Şöyle ki; varsayalım işgalci güç İsrail devleti, Mescid-i Aksa’da altında “mabede” ait kalıntılar buldu. Hz. Süleyman, müslüman olarak bizlerin inancında İslam’ın peygamberidir. Yahudilerin inancında ise sadece bir kral. Allah’ın elçisi Hz. Süleyman yaşadığı dönemde bir mabet inşa ettiyse o mabet Allah’ın mescididir ve Allah’ın mescidinin varisleri ise bugün ve yarın ilelebet müslümanlardır. Vesselam… 

 

CEVAP VER

Lütfen yorumunuzu girin!
Lütfen adınızı buraya girin