Sabra ve Şatilla Katliamı (1982)
Sabra ve Şatilla katliamı (1982)
16 Eylül 1982’de, İsrail’in de desteklediği Hristiyan Falanjist milisler Lübnan’ın başkenti Beyrut’un güneyinde bulunan Sabra ve Şatilla Filistin mülteci kamplarına İsrail ordusunun gözetiminde saldırdı. Sabra ve Şatilla sokaklarında çoğu kadın ve çocuk savunmasız 2.000 Filistinli cesetleri tanınmaz hale gelecek şekilde vahşice katledilmişti. Katliamın ertesi sabahı, cesetler üst üste yığılmışlardı ve artık her şey için çok geç kalınmıştı.
Ariel Şaron komutasındaki İsrail ordusu “uluslararası sözleşme ile koruma altına alınmış” Sabra ve Şatilla kamplarını kuşatma altına alarak kamplardaki Filistinlilerin kaçmalarına engel oldu. Lübnanlı Falanjistler ise kendi denetimleri altındaki Sabra-Şatilla’da bulunan çocuk, kadın ve yaşlılardan oluşan kampın önce İsrail askerleri tarafından kuşatma altına alınmasına, daha sonra ise Falanjist milisler tarafından kamp sakinlerinin katledilmesine göz yumdu. İsrail ordusu, önleyici herhangi bir sorumluluk almadı. Katliamların üzerinden tam 24 saat geçtiğinde, İsrail Genelkurmay Başkanı Rafael Eytan, Falanjistlerin temsilcileriyle buluştu. Eytan’ın Falanjistlere verdiği “Devam edin, yarın sabah saat 05.00’e kadar size süre” şeklindeki emri, katliamlarda İsrail’in açık sorumluluğunu gözler önüne seriyordu. Gazeteci Robert Fisk, baskının hemen ertesinde olay yerinde gördüğü manzarayı, The Independent gazetesinde yazdığı bir makalede şöyle aktarmıştı: “18 Eylül 1982’de Sabra ve Şatilla kampında bulunanlar için Şaron, ardında şişmiş cesetler, tecavüz edilmiş, işkenceye uğramış ve sonra da katledilmiş kadınlar ve bebekler bırakan bir kasaptır. Olaydan 18 yıl sonra bugün bu caddelerde dolaşırken katliam manzaraları hala gözlerimin önünden gitmiş değil. Sivil kurbanların çoğu bebek ve çocuklardı. Biraz ötede Sabra Camisi’ne giden yolda 90 yaşında, beyaz sakallı ve pijamalarıyla Nuri Bey’i görüyorum. Ölü bedeninin yanı başında yün başlığı ve bastonu duruyor. İlerideki dar sokakta yemek tencerelerinin yanında yatan iki kadın cesedi var… Cesedin birkaç metre ötesinde çürüdüğü için bedenleri morarmış, bir çöp gibi oraya fırlatılmış bebekler...” Filistin Kurtuluş örgütünün 18 Ağustos’ta kabul edilen ateşkes çerçevesinde Beyrut’taki kamplarda yaşayan Filistinli sivillerin güvenliğine dair İsrail ve ABD’den teminat almış olmasına rağmen yaşanan bu katliam tüm dünyanın tepkisini çekmişti.
"Beyrut Kasabı" Ariel Şaron
İsrail, katliamı araştırmak üzere bir komisyon kurmak zorunda kalmış, komisyon Şubat 1983’te yayımladığı raporda, Falanjist milislerin lideri Eli Hubeyka’yı doğrudan, Ariel Şaron’u ise bireysel olarak sorumlu tutmuştur.
İki Mücahid, şehid düştükleri zaman bir evin içine defnedilir. Evin duvarına da şehid oldukları tarih ve isimleri yazılır. Burası, Gazze. Allah yolunda can ve malla ticaretin en güzelinin yapıldığı yer inşallah...
İşgalci yahudi kadın esirin teslim edilirken Filistin bayrağı taşıyan bir kolye taktığı görüntüler dikkat çekiyor. Gittiği yerde Nehirden Denize Kadar Özgür Filistin'i anlatacak o da...
Kassam Tugayları Komutan Ebu Ubeyde konuşuyor: "Halkımız, özgürlüğü ve kutsal değerleri uğruna, 15 aydan uzun bir sürede büyük bir bedel ödedi ve çok sayıda şehid verdi. Filistin halkının fedakarlıkları ve dökülen kanları boşa gitmeyecek, bunun sonuçları olacaktır..
Şehid Komutan Yahya Sinvar'a selâm olsun!
Muhammed yalnızca bir elçidir...
